şiir

asude - oylun pirolli

yaşına bol gelen bir entari sırtında
yürürken eteğinden dökülür çiçekleri
gül kurusuna çalar ayak izleri
içi buğulu sızar dışına
ince ince işler göğe dönük göğsünü
gün kucağında birikir; büyür mevsimler
mevsimler büyüdükçe küçülür asude

kara mıh kilit alesta - zafer yalçınpınar

dünyanın tüm nöbetçilerine

1.

bir uykunun nöbetini tutuyordu
seyyar ve açılır ve kapanır
geceye doğru
kara mıh kilit alesta!

2.

sırası değildi birdendi "birden"
aklı durdu bir akarsuyun kesik
tek başımıza iki kişiydik
gökyüzünün gözleri kapandı
ayla ayın etrafını sardı

yüreğimin yıldızı - volkan hacıoğlu

gönül borcu’na

güneş kadar sevmiştim onu
her sabah yeniden
her akşam bir daha
ve gerçekten yoktu benim için
bir başkası
hiçbir zaman
olamazdı da

varlığı
yankılanıyordu varlığımda
ve bir denizin dalgaları gibi
çarpıyordu yüreğim
sevdanın kıyısına

ay çiçek - idil berf

Ay çiçeği kollarımda açmaya başladı
gözlerim
başka dünyalarda yüzen
gümüş bir balıkla buluştu

sarı bir ışık doldu ruhuma
o kendisini korurken
yayıldığı ovaya düştü gün

ay kalpli gece
doğumu beklemeye başladı

inci kuşunun konduğu kristal dallar
dile geldi

dua mumlardan çıktı
sırra yükseldi
bir boyut kapandı

ay çiçek açtı bedenini
her yer büyülenmişti.

geç yol - şakir özüdoğru

neyiz ama keşke olmasak hiç
diyebilecek cesaret değil

düş bir an yırtıp takvimden sıkıyoruz irinlerini sıkıntının
yine boş içi ama tangırdıyor işte delilik, uyansak
nerede açılmalı başka başka dünyalara göz diye
kesikli beyaz çizgilere ve gerilmiş suratlı yaratıklara emanet can,
ki delinmiyor sıkılırsa ne denli çıkmıyor bir gıdım hayat
aba dokunmuş postundan çağın, yarın başka uzaklarda
delilik damlamış ellerimizde bizim anıların izi var
siktirip gidenlerin esansına gömüyoruz onu da
onu da paylaşıp iyice mülkü yıkıyoruz, yalıyoruz kötücüllüğü
içtiğimiz beş on bira kustuğumuz kaliteli kin
öğrendik bağlayan organizmayı makro kimyaya sövmeyi
şimdi, o kinden yontulmuş ayakta duran’a sunulmalı şükran.

kırık düş - hakan sürsal

nar çiçeğinden elbise diktim
toprağa düştüğünde
cemrelerinden önceydi baharın
çok zaman geçmişti üstünden - su
yalandı ilk benim yüzdüğüm

kim korkar hain kavak yellerinden
ağrırken iki ciğerimin ortası
derman bulacakmışım ha
efkâr dağıl! su yok sana
içtiğin yalandı

oyun II (dû-şeş) - eylül hicran polat

(Aylardan Eylül... puslu bir hava... yangın yerinde tavla... zar tutana ceza!)

I

Keskin bir sızı gözlerinde
Ha deldi ha delecek
Göğün ipek örtüsünü…

Kendisine ağlayan zavallı beşer
Tasından taşarken yaşın
Unutma!
Top tüfek altında ölüler
Ah! binlerce kez toprak üstünde ezildiler…

Ömrümden ömür hanginize yeter!..

evden uzakta ya da kayıp - hakkı engin gidener

Karanlık inmiş bile
Tuhaf bir sessizlik
Cırcır böceği yok
Otlar hışırdamıyor
Bozuk gen saati

Ayağım bir taşa çarpsa, takılsa
Rüzgâr değse yüzüme hafiften
Yalvarsam suçluluk çiçeğime açsa içimde
Korksam biraz uyarısız havadan

yalnızım söylemeye dilim varmıyor gözlerimden akan yaş konuştum sayılsın! - halim şafak

sesini saklayıp duran insanım
gittikçe acılar bıraktım geride
yağmur altında ıslanan ağaç kaldı

oturduğum balkon anıların
mezarıdır olsa olsa yola bak
kim geçerse geçsin yalnızdır

kim odalara kapansa keder
doluyor içime pencereyi açma

elifli sadi - arzu çur

Uyandı Sadi
Korku düşmüş yüreğini okşadı
Bu en siyah harfin noktasıdır dedi,
Elif, dedi.
Sustu.

Güle öykünürken kan tüküren
Garip bir madendi ağzı

İçeriği paylaş