özgün ulusoy

soğuk bir kış gecesinde aşk üçlemesi - özgün ulusoy

(Düş)

boş sokaklara şiirler haykırırdık
gece üşürdü muhakkak
sen üşürdün, çocuklar ve kediler üşürdü
mısraları sürtüp ateş yakmasak

(Düş'e Özlem)

uyakları fısıldayacağım seni anlatan
biliyorum utanacak kış sokakları şehrin
oysa düşler evcilleşti, kediler bitti çoktan
yalnızlık ve gece ve şiirler, sarılmaktalar soğuktan

(Seni Seviyorum)

tam şimdi çık karşıma kapattım gözlerimi
buz kesmiş düşlerimi sunacağım sana
sendeki mısraları getir ısıtalım geceyi
dilinin ucunda olmalılar, dudağında ya da

üçüncü gün - özgün ulusoy

umut indirdi altın kanatlarını,
kuyruğunu ısırdı karanlık
üçüncü günde böyle mi olur
böyle simsiyah boyanır mı aydınlık?

bir...
iki...
üç...

bu üçüncü gün olmalı
siyah boyalar akıyor martıların kanatlarından
şaşkınlığı gizlemiştim ilk iki güne
üçüncü günde yaşlar dökülmüştü kahve fincanından

iplerimi kesmese sesin
sevmezdim boyalı çığlıklarını martıların.
oysa salacaktım bugün tutsak mısralarımı
bugün sönecekti senin yangının,
ben kendi yangınımda yakacaktım
yangından ilk kurtarılacakları

zaman

bir gün / Sedat Demirkaya

gün batmadan atlar baharı sırtlar
üç günlük ömrünün uykularını taşır eylüle
ne yağmurlar ıslatır beni ne rüzgâr savurur
istemem sarı yaprakların geniz yakan hüznünü
zaman akar avuçlarımdan
tüketir ayrılıkların ömrünü

o hiç bizim olmadı - özgün ulusoy

Güneş denizin üzerinde alçalmaya başladı, eflatun renkli gökyüzüyle sevişerek veda ediyor güne. Yaz aylarında hep böyle çöker akşam, sıcak ve nemli. Ve hafif bir esinti olur hep bu saatlerde... İnsanın bilincine beklenmedik düşünce kırıntıları bırakıveren bir esinti... İşte tam şu anda olduğu gibi... Kimi bir martıyı gözlüyor tişörtünün kollarından giren serinlikte, kimi kumlarda yuvarlanan topu. Kimi bir anlığına çocukluğuna dönüyor, yere düşürdüğü bir dondurmayı anımsıyor... Belki ağladığını hatırlıyor... Belki... Ağlıyor... Kiminin ağzına yaşama sevinci giriyor rüzgârla. Kimi kumlara basamıyor, içi gıcıklanıyor, "Eve gitsem" diyor. Kiminin canı soğuk bir bira istiyor ansızın, kimi ölümün karanlığına batıyor, bilinmez niye. Gözleri titriyor... Uzakları düşlüyor, uzakları özlüyor kimi... Denizden gelen o tatlı rüzgârcık, neler taşımıyor ki içinde?

yağmur

Arzu Çur:
Taze ekmek. İnceden mayalanma izlenimi. Kabarık minderler, temiz örtüler. Pufla yatak: Yünlü. Bol kabartılmış. Yazdan kabartılmış o. Yağmura kalmadan. Güneş içini ısıtmış. Elinde yaya benzeyen zanaatkârlık asası. Ustaya evde yapılmış limonata sunulmuş. Yanında bisküvi. Hafif bayat, yumuşamış, daha lezzetli. Ağzına dantel örtü geçirilmiş reçel kavanozunda saklanmış. Fabrika yapımı tadına ev kokusu sindirilmiş. Böylece. O bisküvilerin attarın boğazına gitmemiş kardeşleri, daha sonra üç kez daha yumuşar. Bir. Çaydanlığın tiz fısıltısıyla. İki. Yağmur tıpırdayışıyla. Üç. Çaya banılarak: üç kere yumuşama. Geçiş hali.

Yağmur. Dolu, kar, su buharı değil. Suyun su hali. Düz hali. Kendi halinde.

Bedenlerin başları pencereye taşıması içgüdü. Yağmurda. İki iş yaparım. Ondan kaçarım. Ona bakarım.

gitmek zamanı - özgün ulusoy

İçimde köprüler yandı kimse bilmedi
Aklımdan neler geçti, tuttum kendimi
Koca bir fırtınaydı, geç kalmıştı,
Ne ateşler kaldı bende köprüler tutuşturacak
Ne aklım, bir görüp bin rüyaya dalacak

Çağıran bir deniz kızı gibi yolculuklara
Bu şarkı kimden kaldı dudaklarıma
Neden öptü bilmem durduk yere beni
Güzel gözlü bu rüzgâr, bu açık mavi?

Kara asfaltı sırtlayıp kaçırmalı buralardan
Çıplak çocuklar küsmeden yağan yağmurlara
Ve henüz hiç köprü yokken yanmaya,
Bir çığlık gibi dağılarak gitmeli buralardan.

oyun - özgün ulusoy

Okuduğun şeyden başını kaldırıp bakıyorsun. Seni yeterince tanımıyorum henüz. Şöyle bir uzanıversem saçına, yırtıcı bir fırtına mı olur gözlerin? Bilemiyorum. İçimde biriktirip durduğum o terk edilmiş bakış açısını sunsam sana, sen de görebilir misin oradan dünyayı benim gördüğüm gibi? Bilemiyorum. En derin türkülerimi vermeli miyim sana?

minibüs - özgün ulusoy

Aynı anda geçen onlarca minibüs arasından birisi vardı ki, çözülmez bir duygu akıtıyordu yola. Kendine karşı delice bir inatla beklemiş, ama hep bekletilmiş bir adamın kaygıları süzülüyordu minibüsün içinden geceye. Hızla geride kalıyordu her şey, yol çizgileri, saraylar, Haliç, ışıklar, karanlıklar... Adam kafasının içindekileri dışarı atmak, onları ardında bırakmak için sonsuz bir arzu duyuyordu.

avuntu - özgün ulusoy

Neden kapımı çalmadı bu sabah
Gözü dumanlı deniz mavisi kadın?
Rüzgârını mı yitirdi ki gelemiyor
Yoksa yine
Topuğu mu çalındı ayakkabısının?

İçeriği paylaş