fatih özcan

zaman

bir gün / Sedat Demirkaya

gün batmadan atlar baharı sırtlar
üç günlük ömrünün uykularını taşır eylüle
ne yağmurlar ıslatır beni ne rüzgâr savurur
istemem sarı yaprakların geniz yakan hüznünü
zaman akar avuçlarımdan
tüketir ayrılıkların ömrünü

yağmur

Arzu Çur:
Taze ekmek. İnceden mayalanma izlenimi. Kabarık minderler, temiz örtüler. Pufla yatak: Yünlü. Bol kabartılmış. Yazdan kabartılmış o. Yağmura kalmadan. Güneş içini ısıtmış. Elinde yaya benzeyen zanaatkârlık asası. Ustaya evde yapılmış limonata sunulmuş. Yanında bisküvi. Hafif bayat, yumuşamış, daha lezzetli. Ağzına dantel örtü geçirilmiş reçel kavanozunda saklanmış. Fabrika yapımı tadına ev kokusu sindirilmiş. Böylece. O bisküvilerin attarın boğazına gitmemiş kardeşleri, daha sonra üç kez daha yumuşar. Bir. Çaydanlığın tiz fısıltısıyla. İki. Yağmur tıpırdayışıyla. Üç. Çaya banılarak: üç kere yumuşama. Geçiş hali.

Yağmur. Dolu, kar, su buharı değil. Suyun su hali. Düz hali. Kendi halinde.

Bedenlerin başları pencereye taşıması içgüdü. Yağmurda. İki iş yaparım. Ondan kaçarım. Ona bakarım.

bir haziran umudu ve ağustos çöküntüsü - fatih özcan

Ben ellerini düşlerken dingin bir deniz gibi
ellerimde
ve seyrederken
sis saçlarında sessiz bir ormanı

bugün de ağlayarak döndüm
gözlerinden
çünkü bir düşken
o yağmurlu haziran kadar seni gördüğüm ilk
ve gözlerin o dalgalı kıyı kadar masumken

şimdi bir yabancısın
utancım, kahrım ve firarım kadar
seni her görüşte boğazıma akan acı zehir
kollarında kaybolduğum bu şehir
ve ağustos böceklerinin ötüşüne inat
sessiz direnişin kadar

şimdi dönemecinde vazgeçmelerin
sensizliğin uçurum akşamlarında
şu asi yüreğime

çıkmaz sokak - fatih özcan

galibi yok bu savaşın
yorgun kader
eski bir aldanışın kanattığı ellerim

yalın bir sükûnetle
çekilmeliyiz
ateşkes!

yağmurla
yağmalanmış toprak kadar
sancılı akmalıyız bulanık sulara

eskici sepetinde gözyaşı
ikindide ağır düşünce
olmalıyız

yürümeye devam et ve sevişmeye
zaptı zor isyan
rüzgârda üşümüş zarafet
hiç konuşulmamış sözlerinle

utangaç kırmızı
rengi kor yürek

sevsiz - fatih özcan

evsiz bir uçurtma
süzülürdü
rüzgârsız gözlerine

saçların
bulutlu ellerime
dokunurdu

ağlardım
ay gibi ışıdıkça alnına
yakamoz

gül kokusu
sinerdi
geçtiğin yollara

bu kurak, güz kokan
mevsim utanırdı
söylendikçe adın

dokunduğun
isimsiz çocuklar
gülücüklere boğulurdu

solardı
senden habersiz
seni seven tutsak yürekler

çoğalırdı
sensizliği öğüten
gözyaşı

en güzel olduğun yer - fatih özcan

Senin en güzel olduğun yer gözlerimdi
Siyah beyaz film gibi tadına varamadan kopardın.
Sonra zifiri karanlık.
En masum olduğun yer düşlerim,
Bir annenin şefkatini taşırdı yüzün, ağlardın.
Sonra zamansız ayrılık.
Senin en tenha olduğun yer ellerimdi
Bir kelebeğin ürkekliğinde konar, kaçardın.
Sonra çocuksu tuhaflık.
Gecenin en sessiz matemini yaşıyordu
siyah giymiş kırılgan saçların,
Solgun yüzünde sevmelerin yasak olduğu ülkelerden
kaçırılmış birkaç resim,
Zayıf ellerinde eylül bakışlı kuşların terk ettiği

dudakların titrek kanarya kanadı - fatih özcan

sevmek fiilinin birinci tekil
gözlerinin çoğul hali düştüğünde cümlelere
idam fermanımın yazıldığı bilinir
suskunluğumun daha da derinleştiği

öyle bir susuş ki bu
uzun soluklu yağmurlar sonrası
suskun fesleğenler ağlar
seni unuttuğunda bu sonbahar

dudakların titrek kanarya kanadı
gülüşün unutulmuş siyah beyaz fotoğraf
ben elinden oyuncağı alınmış beş yaşım
yürüyüşümde yenilginin izleri
dizlerimde son derman
içimde çiğiltili bir sonu özleyen
intikam

mümkün mü
yıldızları koynunda uyutan rüya

İçeriği paylaş