kendi kendime - çağla cömert

Oyuncak
satan
çocuklar,
satıp
oyuncak
alacaklarsa
ne diye
oyuncak
satarlar
diye
sordum
kendi kendime

ay üssü - tezer cem

belki güzel uyanırsam sabaha
ve sızmışsam cevabıma
dolunayı tekrarlarsam
mehtap yolu hafif gölgeli
ağır bulutsuz bir düş isem
sorabilirim belki nefsim normalini
ve soyunabilirsem devamıma
açıkta kalırsam
ışıklı yarıma hilal meyilli
hafif karanlık bir şavk isem
belki gözlerinde görürüm gelen geçeni
ve dağılabilirsem alacama
müsaade alırsam
yanılmış şahsıma helal gelirli
orta ölçekli bir güç isem
sanabilirim belki senden bildiğimi
pek dokunaklı bir ürperti

mektup - umut yaşar karaoğlu

Kıştı, soğuktu ve ben, kalabalık bir sokağın sidik kokan bir köşesinde bilinçaltı devrimleri tasarlıyordum yalıtılmışlığımdan doğan. Hava kuruydu, çatlaktı avuçiçlerim ve sen, o çatlakların içinden tüm benliğime yayılan acı olarak dağıtmıştın huzurumun saflığını. O acı karşısındaki dayanıksızlığımın zihnimde yarattığı boşluktan süzülerek dikilmiştin düşlerimin önüne. Bir anlığına ruhumu kendine hapsedip, umutsuzluğuma fırlatmıştın beni sonra. İlk başta kapalı havanın içime düşen yansıması olduğunu düşünerek avutmaya çalışmıştım kendimi. Çünkü karşı olduğum, yaşantımdan uzak tutmaya çalıştığım ne varsa sende mevcuttu, bütün gelecek tasarımlarımın dışında yaşıyordun; sana doğru ilerlemem olanaksız olmalıydı.

masal sayısı - duygu güles

Hiç varmış, hep yokmuş. Yaşama kullanan çokmuş. Kayıp zaman izinde, kabak kemani içinde. Develer hip-hopçu, pireler kuaför iken, ben annemin pusetini tıngır mıngır sürer iken. Ak sakal, boz sakal. Yüzde oyuklara saklanmış yok sakal. Ben ki kasap olsam, sallayamam satırı. Nalbant olsam hele.. nallayamam katırı. 40 katır ile 40 satır arasında kalsam, seçemem uzaktan sayıları. Hamama girsem gözüm arar natırı. Nadan olan bilebilir mi ahbap hatırı? Ya da: Nadan ile sohbet güçtür bilene, çünkü nadan ne gelirse söyler diline lafını. Sudan geldim, tahtaya sindim. Ansızın ne göreyim: Emine hanım konyak içmiş, karyolada yatıyor. El ettim, göz ettim, söz ettim. Nihayetinde yüz ettim kendime ve yüzüne baktım. Karyoladan ayıldı Emine hanım. Çıktık birlikte yola. Ne sağa bakabildik, ne sola. İzimiz çıktı boylu boyunca ufka. Gide gide sevdalandık Kaf Dağı’nın ardına. Sevdada ne ileri gidebildik, ne geri. Şimdiyse masal başlıyor gel beri:

uçmayı unutan şehir - fatih nergiz

Sarı düşlerinden kıvranarak uyanışının,
Uçmayı unutan bir şehirde yaşanan ihanetin
Anlamı nedir?
Kadraja bıraktığın gülümsemenin
altında sakladığın mermi çekirdekleri
Hangi yanından alçalmakta.

Bu solgun evler, anlamsız kar yığıntıları
Bacalardan kusan ölüm ilanları
Resminden sonra elimde kalan
Son köprülerdir.

Kantarların ayarsız topuzu,
 Evvela söylemediğin küskünlüğünden midir?
Hangi yanımı yaslasam ağır gelen
         Habersiz bırakılmışlığım

yas evi - r. ezgi çakıroğlu

Keşif gezisine çıkmışsa
Teninde dudaklarım
Issız uykularına yıldız yağmurları gibi
Yağan rüyalarında
Neye bağlanır bu duygulanım
Gözlerimiz ortaya sessiz bir dil koyduğunda?

Çelenkler bırakılıyorsa
Kâbus sokağının köşesindeki
Ölü evine
Yabancılaşmaman içindir bebeğim
Ürkünç düşlerine

Yüksek dozda yas kesici vardır
Ellerimde
Ceplerimde balmumu heykelleri
Transparan rüyalara gizlemişimdir
Düş dürbünlerini
Ve çiçeklenen bir ışığın altında
Aşk banyosuna yatınca
Kelebeklenecektir elbette
Sevgilimin teni

derin devlet veya natural killer cells - barışözgür

Kırk ılık ılır kemal lan u fak yedi cihan
Ağbimizdirler dir haşa hukukumuz sarı
Mızı dirler mekan fuar cız ve zekat yu
uşak m dokunu ur l şiş in k geri kayım
bi makul tü r ev yolojimin sevilir bi yok

civan mert yiğit kişi ve er rakam makar na
mussuz bir anamur rüyası kadar lelebet ille
de met bağ bostan çelik ışıl ve topu tuta nak
ış kol hücum ağcık ve zurna kurum kemal l
l arasıra l mal iş göç destan harfiyen maarif
bi l hesaplanabilmiş fıs tık rezervleri o hat
tı değil ğl bit tiki makat kıvır ve o hâllâhâk

çakıllı aşk - arzu çur

Geçmişi anımsadığımda iki sözcük dolanıyor aklımda: Kaldın ve gitme.

Bir akşam vaktiydi bu sözcüklerden ikincisini dillendirdiğimde. Bahardı. Oturduğumuz parkta hoyrat çocuk ellerinden kurtulmuş üç beş sap leylak kalmıştı . Boyunları biraz bükük. Benim gibi.

Benim de yüzüm yere dönüktü, salkım söğüt gibi.

ilham nöbetleri - özge dirik

kırarsın bazen ekmeği
öyle buğu falan da çıkmaz
bayattır
ya da
ısıtılmıştır bir bayatlığın üzerine
ama masana doluverir
ilham perileri

masanın altında
açlıktan ayağına göz koymuşlar
kalemini oynatmaya başladın ya
hemen kıskanır
ilham kedileri

biraz içeri gir
dil ovasının altında binlerce şair
—mezara nasıl da yakışıyorlar
yaşarken kemirilen cesetler—
onlara gülüyorlar
ilham pireleri

öpüştükten sonra ağzımda
ispirto tadı bırakan kadınlar
girer rüyalarıma
ama öyle değil

makas - özge dirik

bak
sular çekildi.
hep hatırlatır ya sahipliğini
işte öyle
kapatıp, türbanladı tanrı
denizini.
kumları oyalayan
kir içinde, birkaç çocuk ayağı şimdi.

bende kemikleşen babamın
mezarını bilmem
ama bir çocuğu kemiren
ya bir babadır hep
ya da yokluğu.

bak
avuçlarının içindeki raylardan çıkıyor
çok yüklediğimiz tren
belki boynunu kurtarıyoruz
trenlerin makaslandığı yerlerde
ilk defa
doğru raylara uzanmış bir kadının.
ama bu kez de
kargaşa ve ceset oluyor
senin ekseninde.
biliyorum

İçeriği paylaş