yalnızca ayrılık mı? - fatih seven

Çıplak bir hayat giydim
Gözlerine rastık bir gece
Kabuk değiştiren gözüme, bir yılan
Giderken pencerenden bak
Ben olacağım yıldızlardan dünyayı soyunan

Bir ırmağın yönünü,
Sarı bir çöle çeviren dağlar ördü
Yokluğun, giderken sallanan cesedin
Nasıl sarardığını gördü.
Aldırmadı, hanine çalan dişlerinin arasında
Nasıl bilenirse gece, saçlarının karasında
Öyle biledi, şah damarıma kurulan keskin tahtı

Cam-ı rûşene dolmuş güzelliğin
Bir zerre gece bırakmadan gözlerimden
Aktı, güneşi taşırırken bir tek kirpiğin

pygmalion kompleksi - kıvanç nalca

Taştı
yaşlı kış şarkılarından şarapsızlığım
Bu şehir de eskidi
Aslında şarap değil taştı nedeni
kırıştırmamızın
Kilitli melek inlediğinde
zemberek boşanır sandım
Keski
-eskiden gördüğüm bir filmdeki gibi-
İlk damla ılık akamadan
sancılı sığındığında ensene
sol omzun
taş kabuktan
taştı
Peşindeki kuşları sihir sayarsam
koşmak hiç de yormuyor beni

g(ece) - selçuk erat

I

g(ece);
büyük bir kaygıyla,
yüzeyinden kayıp giden çocukları
yitireceğini sanıyor.
kim bilir,
yıldızlara o yüzden;
          ‘yere inip aydınlatın toprağı,
          çakıllar minik ayakları kanatmasın!’
demişti.

ayna - umut öz

AYNA

bi sen kaldın
bi de ben
çoğu çekip gitti
          uzaklara
kimisi hâlâ burada
toprağın altında
bi gün ben gidicem
sen de kalıcan
          yapayalnız

kardan adam - çağla cömert

kelebekler delirdiğinde
ölecek ne kalır uğruna;
ne aşktan
ne kandan
ne de kardan adam.

iyiliklerin kitabını ben yazdım - bülent elitok

Biliyorum en irinlisi benim,
karanlığın gözündeki parmaklar da benim
satacaktım beynimi dün
yarına sakladım şarabı
zengin yeridir cerahat
bilgelik gibi yani sade ve derin

biliyorum en zehirlisi benim
kendi gönünden zehir diken de benim
yalçınım zindanımda
her burduğumda zembereğini
yaklaştı zamanın küfrü
gönümden sayfalara döken de benim

sevda o - erkan kara

kelebeği olamadım ormanın
bir gönül tavşan tedirginliği,
kapı eşiklerinde asmalarım
balkonlara uzadıkça sarmaşıklar,
celladım, ey yüzsüz zaman.

sevda o gizlenmiş olan,
ayakların altında
akarken nehir,
yumurta sepetleri içinde
elinde tuttuğu sadekârın.

mırnav demez, bir yahudi.
aşka bu ironi: kıçsız sevdalar:
ki bezirgânın elindeki anahtar
bir san-rı imi, ey sarkaç zaman:
krala çıplak diyen çocuktu.

cehennem - mehmet şükrü k.

I

solgun yarık çalıları içinde/titrek
mavi ateş kıvılcımları açmış ağzını
oynak bir kadın gibi dil çıkartıyor
defne yaprağı örtünmüş cesedime

sen ey mürekkebi döllenmiş kısır kraliçe
bir silah onu kullanan el kadar iyi olabilir
ne verdin ki aylak bir yaşamdan başka

bir sonra - fadıl kocagöz

Büyük toplantıydı atalar-amcalar kulübünde
"kimselerin bilmediğini bildiğimi bilmeliyim
  yoksa

neden geldim

ben" diye atıldı gençler.

(Er Genç atılacaklarını bilmeden...)
Oysa kabul edilmiştiler.

Söz aldım:
"Herkes solur, hepimiz soluyoruz" dedim
istemesek de nefes alıp veriyoruz demek istemiştim
durmadılar.

sabah ezanı - hüsnü arkan

Ben sözü iyi etmeye geldim
Koşuyorum rahmet olmaya ebemin şemsiyesine
Fazlasıyla gündüz, noksanıyla gece, ışıkmış; dirilsin diye
Dolmaya boşalmaya, ay güneş tutulmaya
Her neyse

Sabahın şerefesinden yüzünü göster Tanrım!
Alıcı değilim, bakıp gideceğim kendime.

İçeriği paylaş