küçük defterler II - salih aydemir

"Diyelim ki sadece gerçekliğin sınırlarını deniyorum.
Neler olacağını merak ettim. Hepsi bu: sadece merak." — Jim Morrison

sadece merak

gerçeğin görünüşü karşısında yüzümün uğradığı deformasyon zayıf ışıklar altında gerçeğini veriyor... ve zaman dilimin içinde bir dizi duyarlılıkla serzenişte bulunuyor saflığa; çemberler ve güvercinler:
hangi algı kuramı olursa olsun, gözlerimizle inşa ettiğimiz bütün cephelerde imgeler, yansımalar, gölgeler ve engeller çoğalıyor...
çoğaltıyoruz...

sarı orfe - gökçe polatoğlu

yazılanlar silinemiyor maalesef.
ayrıca dönüp okumanın da anlamı yok hiç.
sil at ne varsa. yenilerini yazarız. yeniden yazarız.

gitme...
gel.
gel nereye istersen gidelim.

gittiğine üzülen iki kız vardı. hangisinin daha çok üzüldüğünün muhakemesini yapamam, ikisinin de içini bilemezdim. her şeyi bilen bir kırmızı balıktı, o kumsalda yalnız başıma otururken geldi ve bana bildiklerini anlattı. sadece dinledim. hiç konuşmadım. konuşamadım. hikâye anlatmayı da sevmem zaten, ona hiç katılamadım.

karanlığın anlattıklarından - ilker gören

1.   yaşamın yalınkat bir donla sokağa çıkmasının ardındaki gerçek herkesi ilgilendiriyordu aslında.
2.   isyanın soluk almadığı ortamlarda aşk keskin bir nişancı oluyordu.
3.   suçluların aklanmadığı bir mevsimde insanlar yağmuru kırmızı eldivenlerle bekliyordu.
4.   herhangi bir insan değildi yaşam silviya saçlarını tararken.
5.   suçlanmak ile aklanmak arasında ölen insanların hikâyesiydi fenomen.

nifak şekeri - tezer cem

kimim ben deli kendime
bir cesedi çok iyi tanıyan kibar biri
dokunulmamış bir soğuklukla donan
düşlenmiş bir katliamı
satırlarıyla sezinleyen
kan öngören ve betimleyen
içine düşmeden gezinen hissizlikte
tam dibini dipsizlikte çözümleyen
teminatsız ecel sunan
bir ölüme meydan veren cesur biri
tam buradan mesafeli duran
dirildiğine şaşkın
hatırlarıyla devam eden
can sıkan ve bıktıran
kaçarken meçhulüne meç atan
delirdiği ile kanmaya yatkın
açıklaması olmayan
bakiyesiz bir son ile
bir mezara çok iyi giren canlı biri

a.r.a - duygu güles

sigara kaydı düştü demin kül tablasının yanına, aslında kaymadı uzundur içilmediği için grileşip külleşmiş gövdesi kendi içinde büyük bir patırtıyla yıkıldı ya ben duymadım yani patırtıyı ben yıkılsam o da beni duymaz zaten her yıkıntı kendi sesinin altında kalır, altı sararmaya başlamıştı tabii düşünce sigara yanmaya devam ediyordu kendi içinde fıstıki makamdan, kaldırmadım sarardı dört bir yanı elbet birazdan sönecekti sönmek yanmaktan daha kokuluydu kesif sönüyordu renksiz yandığı gibi bir şeyler düşündüm ahesteden yanan sigaraya bakarken sigarayı düşünmedim ya da bulunduğu yeri yakmasını, böyle gitti geldi ipsiz sapsız kimi anılar fikirler beynimin içinde yer kalmadığını hissettim

oyun I (sahne) - eylül hicran polat

(En dingin haliydi yağmurun. Sahnede yaşlı bir kadın. Ve arbane sesi. Ve
eteklerinde ziller. Üstelik şizofren mi ne? Bir ağlayan, bir gülen…)

I

Kilitli sandıkta asırlık intihar
Mirasıdır kalbimde çentiği olanın
Oysa döl bekleyen toprak
arsız bir yakarıştadır…

Ey ahali,
susturun tüm tellalları…
Ve üç alkışa beş imza atan
“hüzün” yazıcılarını…
Oynayacağım...
Keyfime kâhya istemez…

darbe - aynur dursun

gecemi yıkamayın!

yakamozla örtülü yatakta
rotasını değiştiren zaman
çarptı rüyama
uyandım

birkaç damla
ölüm kokladım
yüksek derecede
güz rengi

deniz kızı - volkan hacıoğlu

esmesin bulutları üşüten rüzgâr
sularını savurmasın uzaklara anıların
mavi özgürlüğü yaşayan zaman
yalnızlığın yandığı yıldıza yakın

Deniz Kızı yok ki karanlığı gecenin
gözlerinse açılan beyaz ay ışığında
günlerini sayar hiç sevmemişlerin
kıyıya vuran dalgalar art arda

söyleşi: hilal karahan - eren barış

EB: Sizi daha çok Kül, La Poéte Travaille ve Etken'deki şiir ve yazılarınızdan tanıyoruz. Şiir kitaplarınız İçsözlük-Bir Günün Özeti (Şubat 2003), Tepenin Önünde (Mayıs 2003) ve Giz ve Sis (Kasım 2004) Kül Sanat Yayıncılık tarafından yayımlandı. "Giz ve Sis" adlı dosyanız Yaşar Nabi Nayır şiir yarışmasında dikkate değer bulundu. Ankara'dan yazan bir şair olarak ve İstanbul çevresiyle bir kan bağınızın (ya da bağışıklığınızın) olmamasına karşın bu ödülü almanız önemli diye düşünüyorum. Bir süredir edebiyat dergilerindeki "lobicilik" faaliyetleri tartışılıyor... Oysa bildiğim kadarıyla siz Ankara'daki şiir çevresinden de uzaksınız. Belki de bu, şiirlerinize kök salan ağacın gücünü ve saflığını sağlıyor. Şiir (genelinde sanat) poetikasından çok polemiğiyle kendini belirliyor. Yeni ırmakların, dillerin, rüzgârların zor da olsa var olacağından kuşkunuz benimki kadar yoğun mu?
HK: Lobicilik, ya da benim anladığım anlamda, belli bir derginin, editörün etrafında gruplaşma, bu editörün sevmediği isimlerle polemiğe girme, feodal, gel-gelci bir poetikayla şiir yazma aslında Türk şiirinin geleneğinde var. Örneğin Fecr-i Âti, Servet-i Fünûn gibi yazın organlarının etrafında toplanarak buradaki kişilerle kafa-kol ilişkileri içinde düşünerek, yazarak, eserlerini burada yayımlatarak; kendilerine dayatılan bir fikrin, poetikanın, ideolojinin savunucusu olmuş kimi şairler. Çoğunun isimlerini tek tek anımsamakta güçlük çekiyoruz; kısaca Fecr-i Âticiler, Servet-i Fünûncular diye özetleyiveriyoruz. Oysa bir dönem burada yer alan Tevfik Fikret ve Ahmet Haşim'i birer şahsiyet kılan, bu gruplarla yakınlıklarından ziyade, zaman içinde bunlardan uzaklaşmaları olmuş. Uzaklık, genellikle özgünlüğün bir önkoşuludur.

buluşma - r. ezgi çakıroğlu

Konuşmayı yeni öğrenen bir çiçek bulup
Takıyor saçına peri
"Bazı çiçekler konuşur
Ve susar tüm kelebekler" diye geçirip içinden.

Tılsımlı yeşiline tutunurken
Dolunaya tırmanan bir sarmaşığın,
Haber veriyor yaprakların üzerindeki damlalar
Yağmurun az önce gittiğinden,
Damlalar tutup periyi elinden
Kıyısına götürüyor geceye akan nehrin.

"Unutuş Irmağı!" diyor peri
"Ah! Tek bir yudum bile alamayacağım
Sihrinden..."

—Uçurtmalarını kaybetmiş bir rüzgâr
Telaşla geçiyor
Kenarlarında desen desen suskunluklar yeşeren

İçeriği paylaş