gökçe polatoğlu

ça commence avec toi - gökçe polatoğlu

rakı eşliğinde.
müzik girer.
akordeon...

aklımdan geçenler. bir yerinden tuttum bu masalın. bırakasım yok. ve imkânsızlık beni o sahile götüren. orada oturacağım. kırmızıyla. masalları anlatacağım ona. sen hiç anlamayacaksın biliyorum. sular kesik. yalnız uyumayı sevmem. hayaletlerden korkarım çok. o dolabın üzerinde durup bana baktıklarını hatırlıyorum. hâlâ o dolabın üzerindeler biliyorum. yataklar değişti. evler değişti. geceler değişti. onlar hep oradalar.

sarı orfe - gökçe polatoğlu

yazılanlar silinemiyor maalesef.
ayrıca dönüp okumanın da anlamı yok hiç.
sil at ne varsa. yenilerini yazarız. yeniden yazarız.

gitme...
gel.
gel nereye istersen gidelim.

gittiğine üzülen iki kız vardı. hangisinin daha çok üzüldüğünün muhakemesini yapamam, ikisinin de içini bilemezdim. her şeyi bilen bir kırmızı balıktı, o kumsalda yalnız başıma otururken geldi ve bana bildiklerini anlattı. sadece dinledim. hiç konuşmadım. konuşamadım. hikâye anlatmayı da sevmem zaten, ona hiç katılamadım.

en sevdiğim rengi söylemedim hâlâ - gökçe polatoğlu

yeşil bir karamel poşeti çıktı defterimin arasından. içine sesimi koyup kapattım. sen duyma ve umutlanma diye. umut zehirli... kaldırım serçesi çalındı kulağıma. ben o değildim. ben hiç üçüncü şahıs olmadım zaten.

şimdi uzak yollara giderken yine yanımda sen var. o değil. ben onu aldım hep, sen yaptım. sen şimdi oysan, al eline kalemi defteri. üzülme hiç. kırmızı ile başla yazdığın şiirlere benim için. sadece küçük defterlere yaz. onlar gibi. öyküye kaçma. bana kaçma. as time goes by. illaki saklanman gerekiyorsa kendi içine saklan. nefesini tut, ellerini kavuştur birbirine. beni tutma. tutama. çünkü utancından elleriyle yüzünü kapatan küçük bir kız çocuğuyum hâlâ. kapılarını yüzüne kapatan. kırmızı tebeşirlerle sek sek çiziyorum sokaklara. tutamazsın. o yüzden bana gelme.

ringa - gökçe polatoğlu

nerede olduğumun önemi yok. bazı harfleri unutabilirim, hayatımdan da çıkarabilirim. kimseyi ilgilendirmez. denizin dibine inen soda şişesi. masallar. anlamak zorunda değilsiniz beni. her zaman size seslenmiyorum. bir kızla el ele sokaklarda dolaştığım bir zaman vardı, dudaklarının kenarında kalan çikolata parçalarını ben alırdım.

soğuktu. arnavut kaldırımları. hayatıma giren şarkılar. hayatıma giren sokaklar. ellerimi gökyüzüne kaldırıyorum. masallara inanıyorum hâlâ. sadece ben. love street sayesinde. hiçbir şeyin anlamı yok. isteseniz de anlayamayacaksınız. saçlarım mosmordu o zamanlar. kafamı çevirdiğim her balkonda yangınlar çıkıyordu. bilmediğim yerlere götürüyordu beni. sadece bir cümle vardı hayatımda. şimdi geçmiş. buz gibiydi. sonra gelen hiçbir yaz ısıtamadı parmak uçlarımı belki.

l’anno scorso - gökçe polatoğlu

sen gitme!
sakın gitme, aklımı yitiririm. her şey
kırmızı olur. yazılar birbirine girer.
yaşadığımı bilemem yine.

mavi - gökçe polatoğlu

benimle kal. boylu boyunca uzanalım günebakanlar içinde. bakalım. gökyüzünün mavi adı. doğru şarkıları dinlediğimiz sürece hiç sorunumuz olmayacak biliyorum.

gitmemiz gereken yollar mı var? duymuyorum. konuşmayacağım da bundan sonra. kelimeler, kelimeler. hepsi sağa sola dağılmış. toplamayacağım. burada böylece oturmam lazım. söyleyecek hiçbir şeyim yok! bir yerden sonra yaşam bitiyor. bugün tesadüfen bittiği yeri buldum. görmemeye çalışıyorum. sadece güneşe dönüyorum. görmemem gereken bir memlekette gözümü alan ışığa doğru. hayata bazen yeniden inanıyorum. ezberlediğim romantik şarkıları hatırlıyorum. yavaşça mırıldanabilirim sana.

mio ragazzo - gökçe polatoğlu

aşkımı anlatacak kelime yok.
teninin en küçük zerresine
hayranım, bunu nasıl anlatayım?

seninle ilgili yazmaya başlayınca hep huzurdan bahsediyorum. incecik yağan yağmurdan ya da sıcacık güneşten bahsediyorum. dört mevsimin en güzel zamanları. sarı yapraklarla da güzel istanbul artık, yağan kar altında da...

ellerimden tutup beni gezdirdiğin için bütün sokaklarını seviyorum bu şehrin. bütün sokakları yazmak istiyorum.

tezer - gökçe polatoğlu

bu yazıyı yazmak çok zor olacak biliyorsun. bütün kitaplarını yüzüncü kez okumam, gökyüzüne ve o kelebeğe bakarak mutlu gezintiler yapmam gerekecek. harfler bile değişiyor. araya senden cümleler serpiştirmem gerekecek. ama bütün bunlar için yeterince vaktim yok artık. artık defterimin kapağını bile açamıyorum. senin onca şeyi bir arada nasıl yaptığına şaşırıyorum.

oysa aynı yerlere gidecektik. belki aynı fincandan kahve içip, aynı şeyleri düşünecektik insanlara bakarken. cafe piatti! tepeler vardı. her şey hazırdı. yalnız başıma. her zaman yalnız. gidecektim. zaman hepimizi yiyor.

seni tanımak... tezer özlü'yü tanımak... ölüme daha yakın bir kıyıda oturup gelen geçene gülümseyerek bakmak.

lavoro - gökçe polatoğlu

meleklerin geldiğini görebiliyorum. bütün gün pipetle nefes alıyorum yerin yedi kat altında. okyanusun dibindeyim. sadece geceleri çıkmama izin veriliyor. çıkıp sokaklarda dolaşıyorum. mutlu sokak çocuklarıyla konuşuyorum. mutsuz insanları sevmiyorum. sonra hep onu düşünüyorum. yanaklarımın üzerinde ellerini. mutluluk böyle bir şey mi diye soruyorum kendime gündüzleri. pipet ağzımdan düşüyor. nefes alamıyorum bir süre. yoğunlaşmalıyım. nasıl olsa gece yine çıkacağım sokaklara.

totur - gökçe polatoğlu

zamanın birinde, uçlu bucaklı ege denizi ortasında küçük bir ada vardı. deniz ve taze meyve kokusuyla süslenmiş bir masaldı o uzak adada yaşadığım. (masallarla büyütülmüş çocuklar inanır ancak masallara, o çocuklar yaşar masalları.) bahçeler içinde büyütülmüş bir prensestim, sabahın en erken saatinde toplanmış, uyandığımda beni en çok sevindirecek şeyler olan, taze incir, erik ve armutla beslenen. çilek rengi yanaklarım vardı o zaman, sonradan sarardım böyle. kocaman bir adam vardı, yaralarıma bakardı. hiçbir yaranın izi kalmazdı.

İçeriği paylaş