yaz - hüsnü arkan

Vedat Kamer tarafından Çar, 14/02/2007 - 17:57 tarihinde gönderildi

Elimde kalem, aklımda kalem, cebimde kalem
Az buçuk dünyalar doğurur, aşk doğuracak değil a!
Kırık kalpli bir soytarı ne yaparsa yaptım Tanrım
Beni cennetine al
Ya da öksür, cesaretim kalmasın kapını açmaya

Aklım diyor ki; yaz!
Yaz!
Bunun kışı da var.

<a href=»/node/

yazbahçeleri - asuman susam

Vedat Kamer tarafından Çar, 14/02/2007 - 17:52 tarihinde gönderildi

Yakası açılmadık çiçekler-
mevsimi ilkyaz
durmadan yürüyelim
yürüyelim ulaşmadan bir yere
kır gezintileri başladı aşkın
bitti ayaz
sıcaklayan ruhumuz yükselsin göğe
dingin kalpler ırmağında yüzelim.

Gizin sık ağaçlı ormanlarında
kaybolma mevsimi ilkyaz
defnenin gölgesinde uyuyor
çıplak kızları masumiyetin
rüzgâr okşadıkça tenlerini
tepeden tırnağa titriyor orman.

çıkrık sızısı - aziz kemâl hızıroğlu

Vedat Kamer tarafından Çar, 14/02/2007 - 17:49 tarihinde gönderildi

insan çıkışlı yolculuktur yalnızlık
uzaklığı pusatlanır odalar
eski koltuk ceviz masada mola
gitmelere yanaşmıyorsa öfke
kalıver gitsin

göç kırılınca turna kanadında
kırım rastlantıya yakın tutar kendini
koca kış küçücük kar tanesi
usun cehennemse yüreğe
yanıver gitsin

iki kişilik ada çarpıntısı - zafer yalçınpınar

Vedat Kamer tarafından Çar, 14/02/2007 - 17:46 tarihinde gönderildi

Bir adam bir ağa sarınıyor bir kadının. Bir bulut caz yürüyüşü yapıyor. Bir taşı yırtıyor bir adamın öfkesi. Bir ağaç sağa yatıyor, meyveleri toplanmamış. Bir yük gemisi denizi taşımaya kalkıyor cahil cesaretiyle. Kambur bir kadın gökyüzünü hatırlamaya çalışıyor.

1.

bir dağın sırtını sıvazlıyor rüzgâr
güneş işliyor kayıtsız bir terzi gibi usta

bir adam bir kadını yanlış anlıyor, doğru

adam kadını doğru anladığını biliyor, yanlış

bir soru işareti yerini ünleme bırakıyor

«geceler» diye bağırıyor kadın aşağıdan yukarı siyah bir yelken

çukur* - salihaydemir

Vedat Kamer tarafından Çar, 14/02/2007 - 17:08 tarihinde gönderildi

içimden çekildi dilime vurdu sözcükler
çaldım ve büyüdüm    güneşe çekildi yüzüm
örtü oldu beden  öcüm alındı öçten
renk renk dalgalar tuttu ayaklarımı
ağulu sularla ıslandı boğazım

nereye gitti    düştü   aktı  gözyaşı

yıldızların verdiği hediyelerde buldum boşlukları
düşte kurdum düşte bozdum    taşta ve suda
gözlerim  şişkin ve gergin yellerin hırçınlığına kapılıyor
dinmez dile gelmez şarkılar var içinde
kurşun damlalar gibi   aklımdan akıyor gördüklerim

ikincil ruhla pisuar buluşmaları – 3* - özge dirik

Vedat Kamer tarafından Çar, 14/02/2007 - 16:58 tarihinde gönderildi

[1]

Pişik olmuş armutların ağzıma düşmesi doyum vermedi bana. Eşşek kadar bir elma sayesinde oluşan başımdaki şişlikleri de dünyanın sırlarını kurcalamak için kullanmadım.
Garip buluşlarımla, insanların beyinlerine «bak, o öyle değilmiş» şeklinde bilgiler de sokmadım. İnsanlarla iletişim içinde olmanın en fazla onları dinliyormuş gibi görünmek olduğunu biliyorum. Göz göze geldiklerinde, onları doğrulamanız için karşısındakini yakalayan acı bakışlar çok tatmin ediyor beni.
Çocukluğum hayatımı şekillendiren yegâne zaman parçasıydı. Henüz altı yaşımda, birkaç acı olay yaşayıp, geri zekâlı arkadaşlarımın pek de doğal olmayan bir seleksiyon ile yok olması sonucu babamı ikna etmeye çalıştığımı hatırlıyorum bonibon’a tazminat davası açmayı. O da bön bön suratıma bakıp «avukat bi tanıdık bulmak lazım» demişti.

gece devriyesi - ciaron carson (çev: nice damar)

Vedat Kamer tarafından Çar, 14/02/2007 - 16:53 tarihinde gönderildi

Görünmez top ateşi içini döverken, başını aralıklı sallayarak,
Er, Playboy dergisinin bir mankeniyle uyanır.
Plastik kaplama ve zamk. Eskimiş boru tesisatı kekeler onun
Balkan Street ya da Hooker Street’te değil, ama Grand Central Otel’deki
Bir duvar yatağında olduğunu: öteki odaların içine gömülmüş bir odada.

Ama tüm Viktorya tarzı görkemli cephe yarılmış
Göstermek için boru tesisatını: sigortalar, boru kısımları, tellerin bir arapsaçı.
Köşede erinç dağıtan pornocular ve lokantalar. Bir rüzgâr önleme duvarındaki delik,

dönüşür - arzu çur

Vedat Kamer tarafından Çar, 14/02/2007 - 16:52 tarihinde gönderildi

Ucundan sevgileri bırakacak yer bulamazsan kalbin taşa dönüşür
Eve dönüşür mağara kovuğu. Kuru düşün taze kana dönüşür.

Beklemeye alışık gözlerine bir bulut yükü yolcu değdiği zaman
Gökyüzüne alışır gözlerin. Ölüm, arkası yarınlı bir ömre dönüşür.

Kurarsın çadırını akşamların kentine. Nefese döner o yeşil duman
Yaşlıdır önce, arındıkça coşar acı. Yara kapanmaz. Tene dönüşür.

boş sandalyeler neyi imler - serkan ışın

Vedat Kamer tarafından Çar, 14/02/2007 - 16:47 tarihinde gönderildi

Boş sandalyeler, orada olamayanları imler. Yemek takımlarının meşe ya da arduvaz sandalyeleri işçiliklerini, masif kaplama masanın etrafında değil, evin içindeki dağılımları ile yerine ulaştırırlar. Evin, orasına burasına dağıtılmış sandalyelerin imledikleri şeyler, kısmen artık ağırlanamayacakları orta alanlardan çok kenarlara ilişmesi beklenen hayaletler içindir. Sadece bir kişi için düzenlenmiş bir odada fazladan bir misafir için konulacak bir taburenin, minderin, iskemlenin ağırlayacağı ve taşıyacağı şeylerin yanında, hiçbir zaman misafir edilemeyecek ama mis-a-birliğe çağırılacaklar için «hacim» yaratmak sorunu da vardır.

Bu eksik boşluklar, tıpkı binaların temelleri gibi gözün göremeyeceği ama belirsiz bir sorgulamadan sonra orada olmaları gerektiğini bize bildiren hayali tonozlardırlar. Bir evin bilinçdışının dile gelmesi fazla sandalyeler, oraya buraya dağıtılmış boş yerlerle oluşturulur.

[isimsiz] - derya önder

Vedat Kamer tarafından Çar, 14/02/2007 - 16:40 tarihinde gönderildi

kaç yaprak dökülünce
bir ağaç ölür

o kadar döküldüm içime

eski sıcak sarılar
ve yılda bir açar çiçeği
hatırlar beni, güzler unutur
sen derim esen rüzgâra
susar şarkısı, üzülürüz
ama kaç yaprak diyorum
dökülünce bir ağaçtan
ben olur