doğan ergül

ağaçça - doğan ergül

ağaçtaki sabrı anlatıyor
zaman

bir ağaç oradadır
baktığın yerde

belki yalnız
belki binbir kalabalık
içinde

orada
olduğu yerde
içinden yıllar geçmiştir

nehirler...

şimdi
uzaktaki kuşun yuvası

ilk doğumu
günün ve gecenin...

unutursun içini...

bakarsın
gölgende bir salıncak
içindesin...

bir ağaca bakmışsın
yanından bir sessizlik geçmiştir

kalmayı duyarsın...

unutmaz ağaç seni!...
bu onun aklıdır.

söyleşi: şeref bilsel - doğan ergül

Doğan Ergül: Seninle dört-beş yıl önce Kadıköyü'nde Yazı Kitabevi'nde, bir şiir akşamı vesilesiyle karşılaşmıştık. İlk izlenimim hayata ve şiire dair bir öfke taşımandı. Hayatından ve yazdıklarından bu öfkeyi nasıl uzak tutuyorsun?
Şeref Bilsel: Yazarak bu öfkeyi kontrol altına alabilir insan. Etrafımızdaki birçok şey öfkeyle ambalajlanmış; bunların bize yansıması farklı oluyor. Yazı bağlamında öfke, kullanmasını bilen için besleyici bir kaynağa dönüşebilir. Taş'a rengini veren de içe doğru bağırmak zorunda kalmanın sıkıntısıdır belki... Ben öfkelenmesem, sen öfkelenmesen, biz öfkelenmesek kim çiğneyecek bunca ısırgan otunu, bunca gazete sayfasını. Âşık Veysel: "Rakı içinde durduğu şişeyi sarhoş etmez; içeni sarhoş eder" der. Üstüne ayakla basılmış sözcüklerden yükselen bir nefret dumanı da olabilir bu öfke... şiddetin görüntüsü de... Kalbimizin, kafamızın karşısında sıkılmış bir yumruk gibi durması; duygularımızın düşüncelerimiz karşısında çaresiz kalmasına benziyor. Kimi zaman öfke, nisyana karşı bir isyan belirtisidir. Balkonlar evin öfkesinin dillenmiş biçimi olmasın sokağa doğru? Sözcükleri uyarmak, tahrik etmek için onlara birer canlı gibi davranmak gerekir; bazı canlılara da birer sözcük gibi... Başkasına yük olmasın diye kendi öfkeme yardakçılık ediyorum. Bana kiralık olan ne varsa gösteriyor; otomobiller, kalemler, evler, gelinlikler... kiralık ne varsa gelip sarmalıyor beni. Öfke; mor kadifelere sarılmış demir bir yumruk gibi herkesin cebinde taşıdığı dalgınlık...

ağustos için veda - doğan ergül

harflerinden sustu ağustos
devrilmiş ağaçların yeşili
sararmış sözler için

kendinden kaçan atların yeli sabah

aklımı gömdüğüm kuyu
denizler geçtiğim sandal
eskiyen gün

seni bir öğlen gibi durduğum dutluk

betonlarından taştığım havuz
kuşlar için kuşların boyunları için
renk

avare renk yoksun ya

seni bir bahçenin acıması gibi...

unutulmuş çiçek adları
usul işleyen dili doğanın

suyun ve suyun sesinden
harflerinden sustu ağustos

sesimde şehirlerin sisi - doğan ergül

Yoksa
Şarkını susmazdım
ışığa uymuştum bütün
ayaklarım gözüm hız

yakın durduğum yollara gideceğim

sana değdiğim akşamlar
çantamda huy

ellerimin ayasında ay
eriyen
sıcaklığı ruhumda buhur

aklımdı kendine soru

durmayı öğrendim
dökülmüş simlerinde camların
bulduğum resim

unutulmuş bir öğlen

eski yağmurların sesiyle
uyandığım sabahlar
kül

sesimde şehirlerin sisi
uzak yollara vuracağım
kendimi

unutacağım.

İçeriği paylaş