ulaş nikbay

ölülerden şarkı dinleyenin vapur öncesi baladı - ulaş nikbay

Güneşin gökyüzüne attığı tokattı mavideki kızıllıklar.
Sisler içinde bir gökyüzü kendisine biçilen renklerle sevişti.
Saat derinlerde bir yerlerdeydi. Kent kendi tangosunda.
Kadınları erkeklerle, erkekleri kadınlarla, yalnızları kendileriyle...

Hep bir şeyleri birleştiren, hep bir yerlere götüren şey bizi.
Anın anı olma kaygısı, tedirginliği ve böylece dolup duran
boşluklarımız bizim. Bizim boşluklarımız. Yalnızlık...
Çoklaşıp yoklaşmanın sığ izi, yoklaşıp çoklaşanın derin izine

haklısın. zor. - ulaş nikbay

"uzun süren kekemeliğime"

sis kapıma dayandı. camlarda kendimi arıyorum.
amansız çabam. eli boğazında bir akşam. sen bile...
sen bile kırık camsın bu akşam etime saplanan.
hayat bu. bir ileri iki geri. bilmeceyi kim çözmeli.
sevgilim. kalbimin kıyameti. bırak kalsın bende.
bırak kalsın bende. vurduğun kuşların iskeletleri.
yine de hayat bu. camlarda seni arıyorum. nerdesin...

24-08-2003

sığ rüyalar - ulaş nikbay

ak gömlek uykusunda sığ rüyalar
kapılar ah o kapılar hep kapılar

şehirler dizilir set çeker gelişine
dilim ah kanar dilim şiirlerime

kıyıdan ellerimi daldırsam suya
kopar ah elim kopar başka kıyıya

şiirsin ah hoş gelenim boş gidenim
ahlar içindeyim ah sensiz neyleyim

gülüşlerinin sonbaharında ağlardım - ulaş nikbay

kayıp coğrafyasında
dolaşırdım şiir ülkesinin
her şey bir başkaydı
gözyaşlarım papatya

sesim yitik bir ülkede kaybolmuştu oysa
ve papatyalar akardı gözlerimden
ağlardım

sonbahar kirli sakallı bir ihtiyardı
mevsimin sarı yeleli sırnaşık rüzgârı
diş bilerdi o en güzel dünyaya
tomurcuktaki yaprağa

mevsimler taşırdım
uzun yolculuklardan
şiirimin kayıp coğrafyasından

papatyalar akardı gözlerimden
gülüşlerinin sonbaharında ağlardım

bulutlar arardım arınacak
yıldızlarımı alırlardı
kaybolurdum

her martı bir uçuştur - ulaş nikbay

her martı bir uçuştur katlanmış denizi göğe asmaya
yorulmuş ömür kanatlarının nakışıdır yolculuk
engin mavinin dingin konukluğunda

taşımasından mı dilimizdeki yara
geçmişten sözcükleri gelecek kuyusuna

nergisleri köksüz öksüz ağıttan dileğe sığınmak
bilmem şiiri böyle mi tanımlasak

nokta kadarız sonsuz evrende küçük
ikimizi toplasak iki noktanın devamı
belleğimden süzdüğüm her sözcük

her martı bir uçuştur yine de
beş beden büyük kanatlarla
katlanmış denizi göğe asmaya

bizi bağla - ulaş nikbay

beni bağla
ağustos ortasında
yuvasız karınca olmadığıma

ölecekmişim gibi bakma
yazarken aldırmıyorum hala
elimden sızan kana

seni bağla
betonarme bir aşkın
tuzlu sıvası olmadığına

bizi bağla
tüm bağlaçlarla

basarak gerçeğin yakıcı notasına
içini ferah tut dışını da

bu şiirler içimin müsveddeleri - ulaş nikbay

hangi güneşi kararttık biz
hangi bataklığı kuruttuk
hangi anahtar kilidi
ve hangi balkon ölümü!

bu şiirler içimin müsveddeleri
karbon kâğıtlarıyla sendeki izdüşümleri
ve imge imge ölüyorum, gör beni...

bak! bu nehirlerin nereye akacağı belli
çünkü bir balkon sanrısında her şey...
bak! tüm alkışları size ömrümün
ne güzel oynuyorsunuz
içimin müsveddeleri

sırılsıklam oldum
daha yeni kuruyorum aşkına
bir yokuştan indim
bu ikinci yağmur!
ayaklarım çamur içinde
yine yağmurun esiriyim

şiire çekiyorum içimi

pablo neruda - ulaş nikbay

“Şiir ancak insana dönük olduğu zaman insanca söz olur.”

denizden çok, çöplükleri - ulaş nikbay

o şarkı nasıl söylenir
ki anlatacak senin yokluğunu
teslimiyetin zaferi hangi bayrağa yaraşır
kurur içimde bir sen
sarı bir yaprak olur düşer

dahil ettin işte kendini
içimin uçurumlarında kaybettiklerime
infaz nasıl bir mahkûma yakışmazsa
deniz dalgasında öyle durulmaz…
içimden hangi papatya yolundu
yokluğun bir gece uykuma sokuldu

zaten bu şehir de çürümeye başladı
çöp toplayanlar artarmış gitgide
martılar denizden çok, çöplükleri
yuva etmiş kendine

o şiir nasıl okunur
ki atmıştı leşimi bir çöplüğe

biri şiir okuyor (bşo) - ulaş nikbay

      Sadık Güneş, Düşünen Siyaset Dergisi’nde yayımlanan "Kamusal Ağlamalar Hakkında Aydın Spekülasyonları" başlıklı yazısında şöyle diyor: "Entellektüel çevrelerin arabesk müzik konusundaki tepkilerinin poptaki yozlaşma ve bayağılaşma karşısında suskunluğa dönüşmesi örtük bir kabulün tezahürü değilse nedir?

İçeriği paylaş