soru - alparslan nas

Vedat Kamer tarafından Pa, 17/12/2006 - 18:10 tarihinde gönderildi

hangi sevgi senin aradığın
yaprak desenli kaldırım taşlarında bıraktığın
aşkını mı gözlüyorsun?

her geçtiğin yerden
böğürtlen kokuları geliyor
yine mi yırtık
bahardan sakladığın çiçeklerle dolu
pantolonun cebi

hayata hangi umutlar bağlıyor seni
bağcıklarına basıp düşüyorsun
ayakkabının
her baktığında başını kaldırıp
mavi beyaz sonsuzluğa

devamlı atlatıp kedi köpeği
alıyorsun kemikleri
sen
hangi toprağa gömüyorsun
kıkırdak yumuşaklığındaki

dağıtma saçlarını denizin - perihan yakar

Vedat Kamer tarafından Pa, 17/12/2006 - 18:08 tarihinde gönderildi

Bana hüznü getirip bu sonbaharda
Dağıtma saçlarını denizin
Yeni onardım dağılan yelkenlerini
Şarapla sarhoş teknenin

Teni ipek çarşaf gibiydi bir zaman
Kadırgaları durgun
Ne zaman vursam kendimi koyaklarına
İçimi yalardı yeşille şıvgına kalkmış dokunuşu suyunun

Sonra tufandı
Deliren dalgalarında yabancı korsanlar vardı
Ne kısa sürdü ne uzun

Bana hüznü getirip bu sonbaharda
Dağıtma saçlarını denizin
Kaybolduğum koyaklarında
Korsan tuzaklarından uzak
Dil dile
Minik martılar sevişiyordur şimdi
Geceleyin

isveç'in deniz gülü: visby - hamdi özyurt

Vedat Kamer tarafından Pa, 17/12/2006 - 18:06 tarihinde gönderildi

Bir mülteci bu kadar benimseyebilir bir kenti; basık bulutlarını, taş sokaklarını, metal mavisi denizini, ışıklarını…
Başlangıçta ikimiz de ihtiyatlıydık. Günlerce uzaktan uzağa süzdük birbirimizi, tepeden tırnağa inceledik sevgisiz. Tanışmıyorduk; o yüzden kaygılıydık, ölçülüydük, tutuktuk. Onunla ne ortak yanımız olabilirdi ki? Ben suydum o kumdu, ben konuşkandım o suskundu, ben esmerdim o beyazdı, ben gençtim o yaşlıydı, ben insandım o kentti. Benim bıyıklarım vardı onun gemileri, martıları, kiliseleri.

gözlerine eriyeceğim - yusuf varol

Vedat Kamer tarafından Pa, 17/12/2006 - 17:57 tarihinde gönderildi

                Ağlayacaksan dudaklarıma ağla
                Ki kurumasın sözcüklerin

        Dudaklarımı birleştiren ağını parçaladım
aynamda yürüyen örümceğin
Sim suskuyu kendime sapladım gündüzleyin
Sesi dıştalayıp kuruyamadım
Ve hiçbir aşkın içinde kuru kalamadım

        Vahiy oldu puslu gök, acı gri

aşk konuşur bütün dilleri - tekin gönenç

Vedat Kamer tarafından Pa, 17/12/2006 - 17:55 tarihinde gönderildi

silme pus
ve buzul

besbelli üşüyorsun

hiç susmuyor
penguenleri
bakışlarının

ah bir dökülsen
çözülecek
sularımda düğümlerin

duyarsın
derinlerde biryerlerde
insanın insana bölünmesidir yalnızlık

in artık iklimlerime

aşksa o
hiç korkma
nasılsa konuşur
bütün dilleri

[isimsiz] - atay uludokumacı

Vedat Kamer tarafından Pa, 17/12/2006 - 17:52 tarihinde gönderildi

Kavrulmuş kumların orta yerinde
Kaktüs gölgesinin sesine gel
Ne su gerek bana, ne hava
Bir çift deli göz yeter
Bil ki hiçbir an kutsal değil
Damlanın düştüğü an gibi
Annenin kuru yası
Kaktüsün kuru dibi.

yıkık bir akşamüstü - kadir sönmez

Vedat Kamer tarafından Pa, 17/12/2006 - 17:49 tarihinde gönderildi

Yıkık bir akşamüstü bıraktın bana
Yazarken ellerim acır
Günden geriye,
Sensizlik kalır…

/Her sonbahar bir umuttur aslında
Açılabilir diye zaman
Hep beklenen
Güneşli bir yaza/

Bilekleri kesilmiş bu şehirde
Kan kaybeder aşk…
Bırakır kendini sayfalara
Bir bilinmez yaratır zihinlerde:
«Gitmek midir çare?»

körebe - nurduran duman

Vedat Kamer tarafından Pa, 17/12/2006 - 17:46 tarihinde gönderildi

Salın ey şehir
Kıskandır beni gecelerinle
Nisan yağmurları yıkarken gamsız bedenini
Süzül kendi içine, kedere, sevince.
Şimdi bir utanç duvarıdır benim gecelerim
Örülür içimde.

Kalabalık hayatım buzdağına çarptı
Yalnızlık yalnızlığımla sevişmede.
Yalnızlık dörtnala şehvet
Dörtnala korku yalnızlığım.
Boş yüreklerin soğuk evlerinde
Kaplumbağa sessizliği batışım.

Dipsiz kuyularda “uyuyan güzel” şimdi seher
Kirli sorular çırpınıyor sularımda
Cevaplaması zor yaptıklarımı
Pişmanlıklarım peşimde.

soyut - nihat ciddi

Vedat Kamer tarafından Pa, 17/12/2006 - 17:44 tarihinde gönderildi

Soyut deyince aklıma gelenler hep sınırı belirsiz kavramlar oldu; çamur gibi, kil gibi şekil verilmeyi bekleyen. İnsanlığın yüzyıllardır düşünüp de somut kavramlar diye sınırlandırdığı. Bu kavramları, kafamda tam belirginleşinceye kadar, hiçbir zaman olmayacaktı belki ama, onları hep bulanık bıraktım, kafamda belki de insanlığın şimdiye kadar fark edemedikleri vardır diye. Onları hep ilk insanların yaptığı gibi karmaşık düşünüyordum.